5 MEVSİM, 13 AY :):)


  Bugün şunu farkettim ki en nefret ettiğim ay Şubat...Nedenini çok da bilmiyorum aslında..Böyle soğuk.. neüdüğü belirsiz...Ne şemsiyeye gelir ne bereye, ne kapısında oturmak isterim Starbucks'ın ne içinde...Böyle garip bir ay ne burcum kova  olur Şubat'ta ne ziyaretlerim hazlı..Böyle aslında tam olarak şu ki; bu ay yarım kalmış gibi...Bir senenin başından beri var olmak için yola çıkmış ta sanki sonunu getirememiş gibi...Biraz ben gibi ya...Bu yarım hali ondan gıcığıma gidiyor...

  Hiç günahı yok aslında.. O mu seçti bunu? ..Yılın, takvimlerin, döngülerin, mevsimlerin ne biliyim ben paralellerin falan fistanın  etkisi ya da sonu...Bu kadar çok sayınca aslında ne çok etkeni varmış yarım oluşunun... Benim yarım kalışıma  ( ki artık yarımdan doğmuş bir solucandan daha güçlü haldeyim şükür rabbime:) ) küçücük bir şerefsiz etken oldu...


  Böyle nasıl var ya..ımmm..şey gibi...Benle varoluşu;  güzel bir yılın Ocak ayı kadar ilk olmasa da Ağustos'u kadar sıcak, 21 Aralık kadar en uzun sürecek gece inanışıyla tatlanıp, kabak gibi ortada bırakılmış hissiyle doyuran bir Şubat kadar yarım... Geçen senelerin 4 mevsimi yaşattığı hissiyle gözünü bürüdüğü Bir Türkiye kadar cennetken, mevsimleri sapıttıran , baharı bekleyen kumruların çift oluşlarını manasızlaştıran, yaz yağmurlarının ılıklığını balçıklaştıran, Eylül'de dökülmeye başlayan yapraklardan daha hafif lakin ağır düşüşlerle alerji yaratan ve bir Aralık'ta yaşanmış en özel ve güzel anı hiçe sayıp teleferiklik ilişkilerin yatağına kayaklarla uzayan bir dünya nefeslisi...

  Bu tür bazen hep ve çok tanıdık gelen canlıyken, bazen adını, sanını , cismini, cinsini , gelmişini  geçmişini....
Unutmak istediğim  benim için artık yalnızca soluk alan ve yalnızca bunu yaşamak sanan bir dünya varlığından başka bir şey değil...

  Bugün bir de şunu farkettim ki, 31'lik bir ayı 28 lik yaşatan dünyalıklara inat 29'luk Şubatı 35 misali uzatan ömürlükler de varmış :):) Gelin görün ki ben onların da adını koyamadım :):)

  Böyle bembeyaz bir tül bürümüş sanki bedenimi...Bedenimden çok ruhumu, beyin içlerimi ..her yerimi...
Ne bahar, ne yaz..her mevsim dinleyebileceğim bir şarkı kadar naif... Böyle kımıl  kımıl  ürperten uçuşurken rüzgarlarla... Böyle hiç tanımadığım bilmediğim bir gelecek nesil için fidan dikmişim de , sallanıyorum sanki huzurla dinlendiğim hamakta  gövdesi de ruhu kadar kalın, kaba bir zeytin ağacında...

  Ne hoşmuş..Mevsimler...Şubat halimle yazı zor görürüm derken , Mayısına kurban olduğum başka sevdalar..Ne hoşmuş..Bana yeniden şarkılar dinleten, bana şiirler yazdıran beni böyle hiç yarım kalmamış kadar bütün bir halde güldüren tülümün renkleri, ruhumun şenlikleri ne hoşmuş bilemessin sen..

  Sen ne kadar boşmuşsun..Meğer... Ne hayalmişsin, ne umut... Sen hamağında huzur bulduğum zeytin ağacının çürük köklerine sarmalanmış, bir toprağın altında benden daha yarım kalmış bir ruhun azabıyla düşmüşsün gözlerimden çeyrek çeyrek... Ohh vallahiii..Bir bilsen ki, sana inat ettiğim zeytinli kahvaltılardan arınışım bir çekirdeğin tükürülüşü kadar ferah ve sana inat yetiştirdiğim fidanlar 5. mevsimle beni tamamlayacak kadar hahahahah:):):)  

                                               












                                                                                         LOCA...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kötü Zaman

Düşündüğünüz her şeyin gerçek olma ihtimali.

Ağırlık Noktası