Kayıtlar

Haziran, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tuvaldeki İzler/Pablo Picasso

Resim
İspanyol ressam ve heykeltıraştır.Kübizmin akımının temellerini atmış ve bu sanat akımının oluşmasına meydan hazırlamıştır.Resim yapmaya ressam olan babası sayesinde başladı ve kısa sürede bu yeteneği keşfedildi.Ardından Barcelona güzel sanatlar okuluna girdi ve ilk çizimlerini Juventut ismindeki ispanyol dergisinde yayınladı.1900 yılında parise giderek yenilikçi sanatçıların oturduğu montmartre semtinde bereket içerisinde yaşadı.İlk yapıtlarında genellikle sirk palyaçolarını ve akrobatlarını işledi.Picasso'nun bu dönemleri ''Mavi dönem'' olarak tanımlanır.''Merhaba bayım,eserlerinizde olanı değil,olanın size uyandırdığı etkiyi görüyorum.Büyük bir renk cümbüşü ardında anlatmaya çalıştıklarınız,hayal güçlerini zorlamanız harikulade.Biliyormusunuz,resimden anlamak için sanat tarihi bilgisi gereksede bazı eserlerinizde 'bakış açısı' yeterli oluyor.Titanic filminin bir sahnesi,Rose kutulardan yağlı boya tabloları çıkarır,bay Picasso'nun tablolarını…

Kuluçka Makinesi

“Tanrım, erkekler kadınlardan daha mı üstün? Biliyorum sen de onlardansın ama lütfen soruma dürüst yanıt ver.” Kelimesi kelimesine hatırlayamasam da bu mektubu okuduğumda epeyce sarsılmıştım. Çocukların tanrıya yazdığı mektuplardan oluşan kitapta, onlarcasından biriydi bu mektup. Şimdi bu kız çocuğunun tanrıya sorduğu bu soru hepimizi aydınlatmalı. Cinsiyetler arası eşitliği savunan kadınlar, bu savunularını önce kendilerine ispatlamalı ve erkek hegemonyasının baskısından kurtulmalıdırlar.Son yıllarda ayyuka çıkan kadına şiddet haberleri eksilmiyor gazetelerin üçüncü sayfalarından. Kocasından, patronundan, çocuklarından şiddet gören hatta katledilen kadınlarla dolu akşam haberleri. Bu durumu kimse inkâr etmiyor, edemiyor. Peki ya hükümetin kadınlara uyguladığı şiddet? Kadına şiddet haberlerinin altında “oh ne iyi yapmış erkek milleti” diyen bir köşe yazarına ya da aydına rastlamamışken nasıl oluyor da hükümet eliyle uygulanan şiddeti savunanlar çıkabiliyor? İkiyüzlülük değil de nedir …

Sanat Güneşi/Zeki Müren

Resim
Klasik türk müziği şarkıcısı,bestekâr,oyuncu ve söz yazarıdır.Üsküp'ten Bursa'ya göç etmiş bir ailenin tek çocuğudur.İlkokulu ve ortaokulu Bursa'da,İstanbul'da Boğaziçi lisesini okudu.Üniversite tahsilini İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde yaptı.Müzik kariyerine Bursa'da ikâmet ettiği dönemde tamburi İzzet Gerçekerden aldığı solfej ve usul dersleriyle adımını attı.Sonralarında birçok önemli isimden ders aldıktan sonra Trt İstanbul Radyosunun açtığı sınava girerek 186 aday arasından tek kazanan oldu.1951 yılında radyodan canlı yayınlanan bir programda ilk radyo konserini verdi.İlk konseri oldukça beğenilen geleceğin sanat güneşi,konser sonrası kulisi arayan Hamiyet Yüceses'in tebriklerini aldı.Aynı hafta içerisinde Şükrü Pınar isimli ses sanatçısı kendisine ait olan plak fabrikasına çağırarak yine kendi eseri olan ''Muhabbet Kuşu'' şarkısını plağa doldurttu.Bu plak sayesinde sayın Müren tüm anadoluda tanınmaya başladı.Başarılı adımların…

İdeolojiler Arasında Sıkışan Gerçekler

"Protesto ettiği küresel şirketin ayakkabılarını giyen eylemci" kalıbını duyunca demek yıllardır kendi aramızda sürdürdüğümüz bir tartışma değilmiş bu diye düşündüm ister istemez. Çünkü tam önümde açık duran; ultra bağımsız bir ispanyol filminden kopup gelmişti bu replik. Yine hangi dramın, hangi dört duvarın arasına sıkışmayı planlıyorsunuz sevgili dostlarım demeyi planlarken, karşılaştığım manzara ibret vericiydi. Peki gerçekten tercih ettiği markalar insanları analiz etmek için yeterli midir?

Öncelikle dikkate aldığım nokta, kendini apolitik kabul eden, kabul etmese bile apolitik davranan insanlarla ideolojin tartışmaların verimsiz, kişisel çatışmalara dönüşmeye meyilli olduğu yönünde. Bu yüzden bir tavır ortaya koymayan insanı yargılamak anlamsız. Öte yandan protesto ettiği kavramı üzerine giyip, midesine indiren insan için durum farklı. Çünkü sokakta olmak, hak aramak kadar önemlisi, bir tavır ortaya kurabilmek, bir fikrin vücut bulmasına izin vermektir. Başka bir deyi…

İkili Yalnızlık

Resim
-Hiç öldün mü Jack?

-Birçok kez efendim...

-Bazen nefes almak yetmiyor biliyormusun?her gün aynı vapura hemen hemen aynı insanlarla biniyorum.Bir kez bile merhabalaşmadık,bir kez bile yüz kızartıp kafamızı öne eğip selamlaşmadık.Sorsan anlatırım ama hepsini,her gün aynı siyah kasketiyle vapura binen adamı,her gün yaşamanın inadına martılara simit atan yaşlı kadını...Kahverengi mantosunun altından lacivert eteği taşmış genç kadını.Eski istanbullulardan olduğu belirgin yaşlı karı kocayı.Biliyormusun Jack,her gün o insanlara baktığımda onlarda kendimden bir parça buluyorum...Her gün yüzünü şapkasıyla gizlemeye çalışan adamda,fırın torbasıyla iskelede bekleyen yaşlı kadında,kahverengi mantolu güzel kadında...

-Peki ya karı koca'da efendim,onlarda ne buluyorsunuz kendinizden?

-Ahh Jack,onlarda çocukluğu buluyorum...Onlara baktıkça annemle üvey babamın birbirleriyle olan aşkları geliyor gözümün önüne,birbirlerini sevgiye boğdukları,çocukluğum geliyor hatırıma.Oldukça yaşlandım sevmeye d…

Google Reklamlarından Milyarder Olan Kadının Çok Garip Enteresan Hikayesi

Bu yazı bir rüya alıntısıdır. Bu rüyanın bilinç altında da yer almasını sağlayan zincirleme iki olay tarafımca tespit edilmiştir. Birincisi Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi. İkinciside internet üzerinden bana google reklamlarından para kazanmayı hedefleyen bayanın anlattıkları. Rüya basit. Kadın bir sabah gelip beni alıyor. Şirketine götürüyor. Bu arada estetik açıcan rüya baya başarılı su damlasının suya düştüğü an gibi inşaa ettirmiş mavi kocaman binasını. Ayrıca su yolu ilede ulaşım var içinde. Neyse kadınla hiç konuşmuyoruz. Girdiğimiz andan beri odasına gidene kadar günlük bakımını yapan bir sürü insan uçan koltuğunun çevresinde. Paranın gücü çoktur derlerde rüya be abi buda.Yine neyse. Bitince insanların işleri, anneeem kadın bir güzel oldu, sanki ya kadın değişti yada çok alkollü uyuduğum için alkolün etkisine kaptırdı kendini rüya. Nasıl yaptın da oldu dedim kadına. Bir zincir kurdum dedi. İnternet üzerinden belirli kişileri topluyor siteleri açıyor para kazanıyor …

Anıt Mezar

Usulca tuttuğunda onun ellerini, duyduğu güveni ve dünya'nın geri kalanını, artık önemsemiyor olduğu hissini özlüyor insan; "senin için inşaa ettiğim bu çemberin dışında kalan hiçbir şeyi umursamıyorum" diyebilmeyi, ve bunu söylerken ki aptalca tutkuyu ve kararlılığı özlüyor. En çok da samimiyeti... Bir anlık gafletle bile dökülüyor olsa dudaklardan, yine de en saf duygularla bir şeyler yapmak istemiş olmanın samimiyetini arıyor hep. Belki aynı yolları, farklı insanlarla, bir hayat boyunca defalarca yürüdüğümüzden, artık biraz da ezbere yaşamaya alışıyor ve ayrıntıları farkedemez oluyoruz herhalde. Hepsi bir öncekinin aynısına dönüşüyor, ve insan hissizleşiyor.

Birer anıta dönüşmemiz; incinmemek için kalplerimizi kimselere açamayan insanlar olmamızla başladı. Çünkü bir kere bile içten davranır ve yardım istersen, tüm hayatını bu yarayla yaşamak zorunda kalırsın. Ya da ruhunun dehlizlerinde çekip cezanı; 10 yıl, 20 yıl, elbet bir gün çıkarsın. Hatta şans bu ya, belki kim…

Mürekkep Düşler/Franz Kafka

Resim
Toplumun belli bir kısmında entellektüel kült haline gelen yazarlardan biridir Kafka.Yahudi tüccar bir ailesi vardı.Küçük yaşlarda ölen iki erkek kardeşinin yanı sıra üç ayrı kız kardeşi vardı.Kız kardeşleride sürgün edilerek birkaç rivayete göre toplama kamplarında öldürüldü.Oysa Kafka baba baskısını fazla hissettiği ve çeşitli acılarla sınandığı hayatında her zaman kendini sorguladı ve bazen sadece kendisinden nefret etmekle yetindi.Almancasını oldukça iyi kullansada yanı sıra Çekçe'ye de oldukça hakimdi.Bay Kafka edebiyatını babasıyla şekillendirmiş,babasıyla olan ilişkisini ''Babaya Mektuplar'' isimli kitabında toplanan mektuplarla kaleme almıştır.Yanı sıra Kafka'da sevdiğim birçok şey vardır.Mesela vasiyetinde yazılarının yakılmasını istemesi,yaşadığı kibar ve tutkulu aşkları,hukuk okumasına rağmen sanat tarihi ve alman filolojisiyle ilgilenmesi.Kafka;''Yazarken hayat buluyorum'' diyerek yazmanın kendisine bir nevi soluk olduğunu vurgulamı…

Bir Başkasının Şarkısı

Resim
Sevginin de nefretin de kendini ifade ettiriş biçimi, ulaşabildiği fanatik noktanın yarattığı gerginlik ürkütücü. Bir birey olarak değer yargılarınızın, toplumsal yargılarla çatışmasıyla; dışlanan, istenmeyen, başkaldıran olmanız ve bunu sadece ipneliğine yapıyormuşçasına itilip kakılabilir kabul edilmeniz de cabası. Rutinlerini seven, geleneksel olmakla övünen insanların milyonlarla ortak bir iradeye sahip oluşunun özgüveniyle değişime direnişi ve değişmiş olanı geleneksel olana çağırışlarındaki zorbaca uyum, belki insanlığın hiçbir zaman sahip olamadığı kadar girift bir toplumsal bir harekete sebep oluyor. Sivri olanı tespit et, törpüyü kaptığın gibi peşine takıl ve düşmanı yusyuvarlak yapana kadar durma.

Ne olguların değişken, ne de karşısındakilerin yanlış olmadığını; yalnızca aynı şeyleri, farklı tepelere kurulmuş olduğumuz için farklı açılardan değerlendirdiğimizi duymak istemeyenler yüzünden, sahip olduklarınızla beraber sık sık sanık kürsüsüne oturtuluyorsunuz. Vermenizin kim…

Eskiden

Resim
Eskiden bakkallar vardı...Her sokak arasına itinayla yerleştirilmiş.Mahalle aralarında oynanan saklambaçlar,kör ebeler,yakalamacalar vardı.Çocukken saçın çekilmesine,düşmeye,oyuncak alınmamasına ağlamak vardı.Şimdilerde gözyaşları aşka bıraktı kendini,yalnızlığa ve ölüme.Hatta paraya bile.Eskiden insan vardı,insanlık.İnsan olmanın,yardım etmenin ve paylaşmanın güzel şey olduğu anlatılırdı.Şimdi ise sebepsiz kavgaların,yaşamak için nasıl ''kurt'' olacağın anlatılır oldu.Şimdilerde ihanetler bile gelip geçici oldu.Oysa,oysa eskiden ihanete uğrayan yıllarca acısını yaşardı.İyiliğin ve masumluğun çoğunu sokak aralarında unuttuk.Tolstoy'un bir sözü vardır;''Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma;ilk önce senin ellerin kirlenecek.''Sanırım bizler ellerimizi,hatta vücutlarımızı o kadar kirlettik ki değen çamuru fark edemiyoruz.Olsun,canımız sağolsun.Dünya üzerinde tüketeceğimiz ve belkide ''içine sıçacağımız'' birçok şey var daha.…

Bakir'e

Saf ve temiz olana. Kelime anlamı olarak, içinde çirkinlik barındırmayana. Bir çok kişinin aklına ilk gelen anlamı, yıkılmak için örülmüş bir duvarın kendisidir.
       İnsanı yozlaştırmak ve yoldan çıkarmak istiyorsanız, yapmanız gereken ilk atış, onların saf duygularını çirkinleştirmeye yönelik olmalıdır. Çünkü toplum sadece buradan yıkılmaya başlar. Belirli bir düzen içerisindeki insanların süre gelen düzenlerini yıkmak oto yedek parçadan kar sağlamakla aynıdır. Bir tacir gibi. Çünkü dünya üzerinde ki insan oğlu hep belirli aralıklarla doğasındaki bu düzeni oturtmuş ve oto yedek parçacı birisi çıkana kadar devam etmiştir. Sonrası mı? Oto yedek parçacı tarafından bozulan bir toplum. Onun da sonrası mı? Elde etmek isteğin şeyi kazanarak toplumu tamir et.
      Eski beyni yanık bazı kabilelerin bakire yakma yada kurban verme ayinlerine bakınız. Beyinleri bir sperm hücresinin içindeki eski beyni kadar bile doğal kalamamıştır. Bunlar, lafı götünden anlayan beyinsizler kurban ritü…