Kayıtlar

Mart, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Renkli Dünyanın Siyah-Beyaz İnsanı

Resim
Merhaba ben küvette yüzen küçük kağıt geminin kaptanıyım.Her gün aynı saatlerde kamaramdan çıkar ve küvetin başına giderim.Gemimle görmediğim yerleri keşfeder yalnızlığımla savaşlara girişirim.Hemen hemen her gün aynı şeyleri yapsam da sıradan değilim.Ben bir hayalperestim.Bazen içimde yedili yaşlarda küçük bir çocukla sohbet ederken bir anda karşımda yetmişlerinde aksi bir ihtiyar bulabilirim.
Ben bir hayalperestim.Peki ya sen?Sen ne kadar hayalcisin?Belki avuçlarında duran kırıklarla yapıştırılmayı bekleyen hayallerin,belki çocukluktan kalma gerçek olmasını istediklerin vardır.Fikrimi sorarsan eğer hayallerini gerçekleştirebilirsin.İnat değil mi,hayat onları zedeledikçe sen daha iyisini yapabilirsin.
Zorluklar olmasaydı başarının tadına varamazdık. Dünya bir hayli renkli olabilir.Uzaktan seyrettiğimiz,belki içinde olmak istediğimiz olaylar yahut kişiler olabilir.Sen sen ol,başkasının hayatını kendinde isteme.Özgün ve özgür bir hayat kur kendine.Hepimiz birer ağacız lakin köklerimiz f…

Instagram, Mobil Fotoğrafçılık ve Bir İstanbul Masalı

Resim
Kanın kana susadığı denizlerde dalgalanan yalnız ama yüreği büyük bir ada varmış. Adanın üzerine melekler doğarmış her sabah.
Bu melekler bir yakut yeşili denizin üzerinde dalgalanan bir kulede yaşar, renkler için savaşırlarmış.

Martıya dönüşürmüş melekler bazen. Vapurların etrafında dolanıp ‘onlar’a ihtiyaç duyulduğunu hissettirirlermiş.
Onların adasında sadece kediler ve martılar ve bir tane karga kalmıştı. “Özgür kuş” değilmiş artık martı. Kimse onun yerinde olmak istemiyormuş. Hiçbir ada sakininden farkı kalmamıştı çünkü…
Güneşli günlerde, İstanbul adlı adanın sakinleri ruhlarını boyunlarına tasma takarcasına dolaştırmaya çıkarlarmış.

Güneşsiz günlerde, ayı yüreklerine bağlayıp kapsülleşmiş hayatlarını yaşarlarmış.
Umutsuzluk tek ibadetleriymiş.
Umutsuzluğun yedi rengi arasında sıkışıp kaldıklarındanmış adanın onlara rengarenk görünmesi.
Ay doğarmış günlere. Kendi fizik kuralları ve de bu kurallara karşı koyan bir köprüsü varmış. Hiç bir oluşumla bağlantı kurmayan, bayrak gibi dalgalanan …

Bazı şeyler.

Bazı şeyler geçte olsa mutlaka başlamalı. Hayatın sıfır noktası her zaman için bir saniye öncesidir çünkü. Bireysel yakalamaya çalıştığımız her şey bir köşeden mutlaka kaçar. Yani sürekli kovalarsınız. Evet her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. İstisnai durumların çok fazla söz konusu olduğunu sanmıyorum. Başarı mutlak elde edilmesi gerekilirken, geçici bir uğraş çabası ile elde edilemez. Her kaybedilişin ardından, bizler sürekli yeni uğraşların içine başarıyı aramak için debelenip dururuz. Çünkü kutsal ve mutlak güç bize şükretmenin artı bir saniye olduğunu söyleseydi, eminim ki herkes artı bir saniye daha kazanmak için şükretmenin erdemini yıkacaktı. Kendi kendini kandırmayı başarabilen ve daha da kötüsü yüce yaratıcıyı kandırabilek düşünlerin heveslerini tattırmaya çalışacak kişiler olacaktı. Kusursuzlugun içinde barındırdığı kusursuz yıkımı bulacaktı. Herşey nasıl başladıysa öyle biter. Tıpkı evren gibi. Tıpkı Cern Projesi gibi. Kibriti yakan bir alev değil sonu…

Bay Dekırsın çıkmazı | 2

Kendimce belirlediğim periyodik bir takvimin ilk aşamasındayım. Hayatım boyunca karşıma hiç çıkmamış ama her zaman insanların en büyük sorunu olan bu soru ( Karşı cinsin onu gerçekten sevip sevmediğinin soru işareti ) ellerimde beliriverdi birden. Linda'nın öğrenmek istediği aslına bakarsanız biraz daha derin bir konuydu. Soru kendi içindeydi. İnsan ilişkilerinde iki bilinmeyenli bir denklem her zaman için iki bilinmeyenli bir denklemdir. Bir taraf keskin ve kararlıdır. Diğer taraf hep karşı tarafı kopyalayarak devam eder ilişkisine. Ama bu çift devamlılığı yakalayabilmiş sadece. Sorun büyük değil. Hastalıklı bir ilişki gibi sadece seks üzerine kurulmuş bir ilişkiden farksız. Ama ikisininde bu yönde hiç bir eğilimi olmamış. Aşkın oluşması için gereken o ritüel hep birisinde eksik kalmış. Linda bir keresinde bar çıkışında öpmek istemiş ama bunun sadece alkolün verdiği bir etki olduğunu düşünen Peter çekmiş kendini. Linda o anda aşık olduğunu yine alkollüylen itiraf etti çoktan. Za…

Ve Tanrı İnsanı Yarattı

Resim
Dinsel dogmalara dayatılmış küçük bir hikayeyle başlar insanoğlunun yaratılışı.Havva'nın şeytanın galeyanına gelip Adem'e kutsal ağaçtan elma kopartmasını söylemesiyle.Adem Havva nın bu isteğini geri çevirmeyip elmayı kopartmasıyla vuku bulur hadise.Oysa insan çaldığı o elmayı halen daha geri götürüp af dilemeyi akıl edememiştir.İnsanız nihayetinde,mantığımız ve inançlarımız bir yere kadar.Her insan en az hayatında bir kez sorgulamıştır neden diye.Onca sorgulamaya rağmen kesin cevaplar bulamamışızdır.
Bence tanrı insanı yalnızlığından sıkıldığı için yarattı!İnsanı insan olduğu için üstün kıldı.
Mekanikleşmemiş davranışlarımızla,duygularımız ve hislerimizle vardık.İç güdüye dayalıydık.
Acıktıysak avlanmalı,susadıysak su içmeli,üremek için sevişmeliydik.
Eminim ki Adem ile Havva dünyaya düştüklerinde şömine olsaydı,bir kaç kadeh şarap eşliğinde bir ayı postunun üzerinde sevişmek isterlerdi. İnsan geliştikçe insan olmayı unuttu.Ateşi buldular,bedensel temaslarla ısınmaktan uzaklaş…

Fazla Cesur İnsanların Egemenliğinde

"Buraya sığacak ebatta bir adam bul, gel beraber yerleştirelim." diye bağırdı biletçiye. Biletçi afalladı. "Arkaya doğru ilerleyelim" komutunu vermediği zamanlarda yaptığı gibi boynunu önüne eğdi ve bozuk paralarını saymaya koyuldu. Sinsice bir planı olmalı, böylece vaz mı geçecek diye biraz bekledim ama gerçek tüm çıplaklığıyla karşımda durmayı sürdürdü. Biletçi yediği lafla ilgiyi alakayı bu yandan kesmişti. Bu tüm otobüs yolcuları için bir zaferdi. Rarlanmış olarak seyahat etmeye alışmış, biz; mazlum ve itaatkar kitle, ne zaman birileri otoritenin hakkından gelse, sırtını sıvazlamak ve hatta bir sıkıntı olursa arkandayız sinerjisini belli etmek istiyoruz. "Cık cık"ların, "adam haklı beyler"in havalarda uçuşması da böyle başlıyor. Böylece bugün biraz daha "hak hukuk kovalamış insanlar" olarak gururluyuz ve keyifliyiz.

Ama hepimiz biliyoruz ki, zaferler fazla uzun sürmez. Ve bir gün milyon yıllık evrimimizi, üç saniyeye sığdırıp; o bo…

Akıl hastanesinin hatıra defterinden | 4

Gitmek için ilk yapmanız gereken şey nedir? Nereye gitmeninz gerektiğine karar vermek mi? Yoksa gitmek için kendinize nedenler bulmak mı? Gidilecek yer için mi neden bulunmalı, yoksa gitmeniz için itmeli sizi bulunduğunuz yer. Sabit kalmaya çalıştığınız yerin kurmaya çalıştığınız düzenini yıkmak için geçmişinizden hep takip eden bir karartı olmak zorunda mıdır? Kurtulamaz mı insan karanlıkların ışıksız zamanlarından. Işığı elinde taşıyanın yüzü neden görünmemek zorundadır? Hemen arkasında bir ışık taşıyan kimse ile karşılamaz mı insan? Yüzünü görmek için illa ışığı mı söndürmemiz gerek? Yada tam olarak ne aradığımızı mı bilmeliyiz önce. Işığı getirene bir teşekkürü beyaz perdenin arkasında mı söylemeliyiz? Anlam bütünlüğü böylemi sağlanıyor? Var olan bir sistemin içinde yer alan ve hiç bir zaman geçilmez denilen kuralların kıyı şeritlerinde mi dolaşmalıyız. Yeni bir dünya kurmak bu kadar zor mu? Tabuları yıkıp bütün gerçekleri kabullenemez mi insan oğlu. Neleri kabullenemediğinden çok…

Spik-er

Futbol maçlarını anlatmak, sahada koşan sporcunun veya meşin yuvarlağın arkasından gelen rüzgarı görmek gibidir. Bir çizgi bırakır futbolcu topu ilk aldığı yerden kaleye kadar. Merhaba. Benim adım İlker. On yıldır ülkenin en önemli maçlarını anlatıyorum. İşimdeki başarımın sırrını soran herkese bu örneğin aynısını söylüyorum. Durum sadece sahada ki futbolcu gibi hissetmek. Topu sürüşünü,nasıl ve nereye pas atacağını tahmin etmek ve onu çok iyi tanımakdan ibaret. Profesyonel camiada, durumu bunun gibi profesyonel yalanlarla idare edebilirsiniz. Zaten camianın profesyonelliği ise bunun gibi üstünlüğü pandoranın kutusunda saklanan yalanlarla oluşuyor. Durumu, işimizin gelir seviyesinin düşmemesi için hep basitliklerden kaçınılarak ifade etmek zorunda kalıyoruz. Aynı benim yalanım gibi. Bence benim bu kadar iyi olmamın tek sebebi; sahada  sergilenen o futbolun büyüsünde en çok benim kalmam ve aynı anda ifade edebilmemdir. Çünkü sahada olan her hareketi yapan kişi ben oluyorum. Pası da ata…

Fanzin

Yaşamak istediğiniz çevrenin  bir taslağını hazırlayıp çevrenizdeki insanlara dağıtmanın ne gibi bir sıkıntısı olabilir? Bu onları değiştirmek midir? Yoksa, bireysel özgürlüklerin çizilmesi adına yapılmış bir uzlaşmanın ilk adımları mıdır? İnsanların kılık kıyafetleri onların kişiliklerini mi temsil etmelidir her zaman. Oysa ki ben, giyindiği tarzın ne anlam ifade ettiğini bilmeyen ve çağımızın en  büyük hastalığı olan popüler kültür mantarı hastalığına yakalan okadar çok insan gördüm ki. Hayat tarzları sadece copy paste. Kopyala, yapıştır. Belirlenen bir idol karakterinin yaşadığı iyi hissettirme terapilerinin sujeleri gibi, o olma yolunda ilerliyorlar. Yada onun gibi olma. Yada onun gibi hissetmede diyebiliriz. Onun etrafında bir çember oluşturup hepsi aslında koskocaman bir "O" harfinin noktaları oluyor. Bir çok insanın en mutlu günü evlendiği gündür. Çünkü herkes onlar için gelmekte ve kişi de sadece kendisi olduğu için onunla bir hayat yaşamak isteyen eşinin güvencesind…

DÜŞ'eYAZDIM

Bu gece ilişmesin kimse bana. Değmesin sözleriniz, gözleriniz. İçtim ben bu gece. Evet çok sevmesem de, beceremesem de içtim. Canım çekti ne olmuş yani? Akşamcılar gibi bir bir fotoğraflarını oturttum karşıma, bir bardak ta sana doldurdum. Bir hüzün bir güzellik sorma gitsin. Ben sana anlattım bu gece ne var ne yoksa. Bir sigara yaktım hem de biliyor musun? Evet içime çekemem dumanını çok iyi bilirsin ziyan ederim sadece. Hep ben anlattım, sen dinledin. Yine sessizdin. Ben ağladım gece boyu. Sen yalnızca baktın. Hem ağladım hem anlattım, hem sevdim hem gittim gelinindim ya bir vakit o hesap işte. Anılar, anılar, yalnızca güzel olanlar değil elbet... Hepsi canlandı peş peşe. Şarkılar fonda. Beni benden aldılar iyice. Gözyaşlarımın tadı şeker gibiydi bu gece. Ağzımın kenarına akanları yaladım yuttum. Yuttukça gözlerim geri verdi. Burnum aktı bir ara ki çaresi var; elimin tersiyle siliverdim bir hamlede. Gülümsedin. Avcumun içini öperdin ya hep. Elimi aldın önce. Ben geri çektim. Tekra…

Spekülatör

İnsanların hayatlarında ki zorunluluk eylemleri arasında neler yer alır? Zorunluluk eylemlerini gerçekleştirenler mi istediği yaşamını sürebilir yoksa bunun bir doğallık eylemi mi olması lazım istenilen yaşama ulaşmak için. İnsan oğlu son yüzyılda neyini kaybetti? Doğallığını mı? Şu bir doğru ki efsanelerin kahramanları son noktalarını ölümleri ile koyunca durum daha da spekülatif hale getirilecek Spekülatörün eline kalıyor. (Misal, titanik batmasaydı.) Onlara sorsanız durumun pek bir önem arz eden tarafı yok onlar için. Sorulanlara bi cevabı verdiren spekülatör de durumu yine bir şekilde artı yada eksi olarak derecelendiriyor. Reklamcıların yada subliminatörlerin ataları gibi geliyor bana bunlar. Konu o değil. Neyse. Hayatımızdaki zorunluluk eylemleri ders çalışmak, araba kullanmak özellikle de kız arkadaşınızı araba ile almak gibi özetleyebiliriz. Sınav öncesi ders çalışmak. yapılması gereken bir zorunluluk eylemi evet. Ama test çözerken gülen insanlar da gördüm. Hobi haline getirmi…

f

f. insanın içine bi anda gelir ya hani bazı şeyler. senin hakkında yazmakta bir anda esti aklıma. Normalde düşünsem, hayatta ucundan geçmezdi aklımın. Bu denli sırlar perdesinin arkasından yazmak herkesin önünde slogan atarken onlara inci oya gibi alttan aynı dili anlatmak gibi. Büyüklük göreceli bir kavram. Bir karıncanın taşıdığı bizim için onu yaratanı anlayabileceğimiz kadar büyük olabilir. Aslında sadece bizler değildik bu topraklar üzerinde insanlara bir şeyler anlatmaya çalışan. Tarih bir çok örneği ile hala önümüzde. Hizmet etmek istediğimiz insanlar nasıl oluyorsa hep hizmet etmek için sarf ettiğimiz çabayı alıyorlar. Oysaki almaları gereken şey çok farklı. Prototip standart insan modelleri her zaman için bir meranın o yeşil taneleri gibidir. Bununda örnekleri tarihi ile önümüzde. Yok. Özgür bırakıldıklarında da yok olup giden destanları ile arkada kalmış kültürler yaşatmışlar. Bunlarında örnekleri tarihi ile önümüzde. Ben bazen durup soruyorum kendime. Kül olup gittikten son…

Yalnızlığımız Derinlerde

Resim
Bazen yalnızlıktır sana kendi sesini hatırlatan.Onlarca kalabalığın içine girerken,vapura binerken misal,kalabalık bir koşuşturmanın arasından...
Her zaman vapura binmek için mücadele ederiz iskelenin içindeysek eğer.Oysa bir balık düşün,denizin içinde,büyük yahut küçük.Vapura binmek istemeyen tek kişidir.Ben küçük bir balığım,sistematik davranışlara karşı gelen.Alışıla gelmemiş,belki sıradan ama vapura binmek istemeyecek kadar cesur bir balık.
Denizin içinde hayat bulan,onunla dertleşen... Biraz yorgunum,denizimi mahveden insanlıktan!Yorgun yüzgeçlerime rağmen yüzüyorum bir ümit.Belki,belki nefes alacağım yeniden.Denizimi kirletme insan!Nefes almama mani olma.Sev beni yeniden,unutma yalnızdın kimi zaman.Deniz kıyısına inerdin,paylaşmak için acını.Bize anlatırdın,duyardım seni.Duyar ve ağlardım seninle.
Acını paylaştım ben,eli omzunda bir dost gibi.

KÖKÜ ÇIKMIŞ AŞK

Resim
Seni hain gövdesi küçük, gölgesi büyük Çınar. Ne fırtınalar, ne kocamış seneler, ne kahkahalar, ne kavgacıklar, ne haddinden fazla sevmişlikler geldi geçti ve zerre kadar kökünü kımıldatamadı da bir tohumu bozuğun dallarından birinde yeşerme çabası mı kopardı, fırlattı seni ayaklarımın artık değmeye tövbe ettiği topraklara...

  Olmazdı gittiğin mevsimde ne bağ bozumu, ne mısır koçanlarının toplanışı, ne yağmur, ne kar, ne fırtına ne rüzgar... O mevsim ki hiç kabul göremedi yüreğimin iklimlerinde. Bir çınarın ömrünü de kalmışlığını da yaşamışlığını da iyi bilirim de böylesine sahte gölgesiyle serinletmiş, batık yapraklarıyla gülümsetmiş, sağlam gibi duran gövdesine yaslanışta en portatif ekilmiş tohumun resmi olmuş bir çınarı sende öğrendim.
  Koptun topraklarımdan, koparıldın ya da fark etmez adı her neyse. Öz suyumun dallarına can verişiyle yetinmedin de ne oldu de hele. Sen ki küçük gövdeli, koca gölgeli çınarım... Bir gittin öyle derin bir boşluk kaldı ki yerinde. Ne ben hatıralar…

MOR KADININ KARA SEVDASI

Resim
Tadı damakta kalmış bir kaderin arka adımını ön adımının yanında birleştirdiğim bir beden dili ve ruh halindeyim. Ben yine bir şarkının sana ait kısmında replay,replay ve replay modunda. Bazen kapatıyorum bu tür şarkılar çıktığında müzik kanalını. Bazen özellikle acımak istiyor canım. İkimizin oluşturduğu biz diye bir şey vardı bir zamanlar. O herkesin imrendiği bizi yok ettin sen. Pes ediş değildi ne yazık ki senin bu yok oluştaki hünerin. Pes etmek olası bir mücadelenin belki de medeni bir terkidir. Sen vazgeçtin. Vazgeçiş bir pes ediş şekli değildir ki. Olamaz ki. Birlikte katılmaya karar verilmiş bir dansın  prömiyerinde habersizce gelmeyişi  kadar bir partnerin  endişe, hayal kırıklığı, merak ve temel esas korkaklıktır belki. Uzun bir vadede hazırlanmış bir koreografide prömiyeri kurtarmak adına karşıda beliren  yeni partner ne kadar profesyonel olsa da aynı duygu ve uyumla dansı tamamlayabilmek her babayiğidin harcı değildir. Benim de değil. Olamadı ki. O geceden sonra uzun s…

Miras.

Resim
Rüyaların umutları tetiklediği doğru mudur? Aklınızın ucundan çıkmışken bütün varlığı, onu bir anda gerçekliğin gölgesinde kalamayacak kadar hissedercesine rüyalarınızda yaşayabilir misiniz? Ben tam yirmi yıldır onu unuttuğuma ikna edecek kadar içip uyumadan önce dans ederek gidiyorum yetmiş santime bir seksenlik yatağıma. Sarhoşluğumun hatırlayamadığım kısmı eğer rüyalarımsa, en yakın dostumun bana atmış en büyük kazığını hafızalarıma kazımak için eski mısırlılılar gibi verin elime çekiç ve çiviyi. Hiç olmazsa  başka bir uğraşın eşiğinde amacıma ulaşırım. Başka uğraşlarla da uğraşmadım değil. Önce yirmi yılın ilk bir kaç yılını geleceğimi daha rahat bir şekilde yaşayabilmek için en büyük masrafım olan alkolün göbeğine, gece hayatına attım kendimi. Sosyal içicilik mantığının bir ürünü olarak gördüm yaptıklarımı ve insanların içkilerini taşıdım. İlk başlarda zor geliyordu ama ilerleyen zamanlarda iş yerimi evim yapınca gelenlerinde misafirim olması durumu daha da kolaylaştırdı. Bazıla…

Bay L.

Uyumadan önce işemek için tuvalete gittiğinizde, herşeyden uzaklaştığınız o anda, sadece kendiniz ile baş başa kaldığınızda aynada ki kendinize baka kaldınız. Aklınıza sizden sonra gelen ilk şey ne olurdu? Merhaba. Ben Bay L. Benim aklıma ilk geleni anlatmadan önce neden adımın Bay L olduğunu açıklamak istiyorum. Adımın sonunda ki nokta kafamın bir imi gibi geliyor bana. L ise uzun zaman önce bana el sallayışını anımsatıyor giden Bayan L'nin. Ben artık kendimce olamayan bizi Bay ve Bayan L olarak yaşatmaya çalışıyorum. Bu yaşanılanları size bahsederken üst katımdaki Bayan T'nin kocasını aldatmasına ettiğim şahitliğide belitmek isterim. Gördüklerim ve yaşadıklarımın bana yarattığı dünyamda ondan habersizce onun başına gelebileceklerini düşündükçe, beynimde nasıl bir negatif iyon ürettiğimi siz düşünün. Bunların hepsi kader denilen o labirentli yolun ilk yol ayrımında durup, nereye gitmem gerektiğini düşündüğümde başıma gelmiştir. Bundan eminim. Ayna. Bakış sonrası. Aklıma gelen…

Komşu

24. hücrede de kalmışlığım vardı, Önceki 23 taneden, Daha iyi değildi ama, Önceki 23 taneyle beraber; Zulümdü.
Farklı koltuklarındaydık, Bir başınalığın, Ama günde iki kere de olsa, Geliyorduk üstüste. Ve biliyorduk, Bir gün biterse pili saatin; Bir daha hiç kavuşamayabilirdik.

KUKLA

Resim
Biliyorum bir gün gelecek ve zaman aşımına uğrayacak bu ihanet davası. Bir tarafın diri diri yanışını zaman yok sayacak akıllarda. Bize erkeğinin orospusu olmak  diye bir şereften bahsederlerdi bir zamanlar büyüklerimiz. Bilirdim anlamını, mecazını yaşatırdım. Peki bir orospunun erkeği olmak nasıl bir şey? Aradaki farkı idrak edebilseydin zaten ne sen bu yazıların çirkini, ne ben  bu kalemin nefreti olurdum değil mi? Kimse kimseyi adam etmez bu dünyada. Bunu gördük de  adam gibi görünenin şeklinin, benliğinin promosyon karakter misali nasıl çabuk tüketildiğine aklımız eremedi. Sana susan dillerim kopsun, sana nefretimi bu denli güzel anlatan ellerim kırılsın, senin uğruna atan yüreğim taş olsun emi…
   Bir zamanlar tüm özgünlüğüm ile varoluşuna duyduğum sevgi ve serbest bırakmak olarak adlandırılan saygım ile tutunamadığın gerçek hayatın; seni iki elmacık kemiklinin ellerinde kukla yaparak photoshop kazançların altına imza diye şekillendirmesi ne  kadar da ucuz.
   Bugün kırgın değil,…

MENOPOZ

İçimdesin...Çocukluğumu hatırlamadığım günlerin başlangıcı kadar içimde...Yaşım küçük daha..Ben küçüğüm daha...Sen ne bakıyorsun saçlarımı rengarenk tokalarla topladığıma,memelerimin dolgunluğuna..Hala savunmasız bir ana kuzusuyum ki... Bir kız çocuğundan bir genç kız yaptın gelişinle...Hiç hazır değildim ben daha ve bir pazar sabahıydı hiç unutamadığım...Son çocuk kahvaltımı yapışımla hoş gelmiş sefa gelmiştin heyecanını tarifsiz yaşattığın kalbime oradan da yumurtalıklarıma...Sen yeni bir hayat, başka bir hayat sen artık eskisi gibi olmayacak bir beden ve  düşüncenin ilk adımı...Gelişin onurlandırdı ruhumu ve kız bedenimi...Gelişinle birden büyüdüm ben...Sanki hiç çocuk olmamış gibi en ergen halimle hayatımdaki düzenli yerini benimsedim, sana sahip çıktım, senle yaşamayı öğrendim...Bir genç çocuğun mensi kadar sevdim seni...Nefret ettiğim anlarda bile sevdim düzenli gelişini şükürle, şükranla...Seninle kadın oldum ben...Dişiliğimi öğrettin bana...Sen benim  zaman zaman ağrılı , sancı…

Yeşil Peri

Resim
Ne güzel bir içki bu böyle. Size Absinthe tarihini anlatmak isterdim ama pek araştırmadığım için fazla bilgim yok. Bunun yerine yeşil peri ile yaşadığım maceralardan bahsetmem daha anlamlı olabilir.
Dün gece bir arkadaşım ikram etti, uzun zamandır içmemiştim ve bir kaç shot aldıktan sonra sarhoş oldum. Ancak günümüzde içinde Thujon olanını bulmak zor olduğu için halüsinojenik etkilerinden de yararlanamıyoruz. Yine de baya güzel bir gece geçirmemi sağladı.
Bundan önce de Rainbowda tanıştığım İsrailli bir kız ikram etmişti ama o extract şeklindeydi. "İki damla alıyorum bana yetiyor" dedi ama ben aç gözlü olduğum için altı ya da yedi damla aldım. İşte o etkilerini gösterdi çünkü o haldeyken etken maddesi alkol değil Thujondu.
Ana ateşi izlerken alevlerin içinden çıkan ilginç yaratıklar ile karşılaştım bir süre. Sevdim onları.
Daha sonra da ormanda neşe içinde koşturdum.
Dikkatli olmak gerekiyor yalnız çünkü bir süre sonra perinin fısıldadığı kulağı kesebiliyor insanlar (bkz: V…

Merhaba Dünyalı

Resim
Merhaba,

Öncelikle bu oluşuma katılmamda katkıları olan arkadaşım Kenan'a, Sonra aileme, arkadaşlarıma ve beni yıllar boyunca üzerek yazı yazmayı sevdiren tüm eski sevgililerime teşekkür ederim. Umarım bu başlangıç vatana, millete hayırlı olur.

İlerleyen günlerde sizlere nelerden bahsedeceğimi bilmiyorum. Ayrıca bunun hem sizin hem de benim için bir süpriz olması da hoşuma gitmiyor değil.

O zaman ilk yazımı tüm islam alemine bir parça yollayarak bitireyim:


İmana gelin.

HİÇ

Resim
"Hiç. Önemsiz yani." Bu dünya için bize verilen zamanın kullanımında dikkat etmeden seçilen arkadaş, eş, dost ve sairelerin size attıkları küçük çivili kazıklarda sonra denilebilen en güzel cümle. HİÇ. Dahada kötüsü düne baktığımızda ne yaşadınız dediklerinde söylenicek şey yine aynı. Hep aynı. kaç kişiye sorduysam verdikleri cevaplar farklı ama anlam bütünlükleri birdi. Bi kaçı, kilitli kapının anahtar deliğinden bakıp silüet şeklinde ki insanların bedenlerinin oluşturduğu doğal şekillerde görmüş hiçi. Bütün evrene ters ışık verebilsek belki yine aynı sonucu alırız. Umutsuzluğun yayınlanan  bir genelgesinin sloganı gibi durmasın ordan bakınca bu kelime. Bana artık doğallığın hamuru gibi geliyor. En olmadık zamanlarda bir çok kişinin hayatını bile kurtarmıştır. Keyifli olduğu anlar da vardır. Eğlenmeye başladığında eğlenceyi durduramaz hiç olmadığı kadar uzaklaşırsın içinde bulunduğun hiçlikten. Boşluk, içindeki bir insanın anlayacağı kadar derindir. Derinlik ise sesin yank…