Kayıtlar

BÜROKRASİ

Tozlu bir masa üzerinde evraklar vardı Genç adam, makine başında, elindeki belgeyi çoğaltmaya çalışmaktaydı. Elimdeki dilekçemi verdim. İlgilenirmiş gibi yaptı. Mümkün olduğu kadar ağır hareketlerle okudu Ve yine mümkün olduğu kadar ağır hareketlerle dosyaya yerleştirdi. Dosya içinde dilekçe imzaya gidecekti.. Dosya içindeki dilekçenin imza vakti gelmemişti. Kapının önünde bekledim. Acelem vardı ama dilekçemi beklemeliydim. Adam oldukça ağır hareketlerle bana on beş gün mühlet verdi. On beş gün kapı önünde bekleyemezdim ki… İğrensem de, yollarını aradım işimi hızlandırmanın. Adam ona muhtaç olmamım acısını çıkarıyordu ezilmişliğinde. Bense daha ezik, bağırmak istiyordum adamın yüzüne. Bir müddet masanın üstündekilerle uğraştı. Ne kadar yoğun ve çalışkan olduğunu ispatlamaya çalışmaktaydı. Adamın elinde belge bir indi bir kalktı. Adam, kafası karışmış memuru oynamaktaydı. Kapı önünde bekledim. Bir müddet adamı, sonra odanın duvarlarını inceledim. İçi dosya dolu o...

SARKAÇ

Saatin sarkacı yoktu ama sallanıyordu Ya da sallanıyormuş gibi rol yapıyordu Olmasa da sarkaç, sesini duyar gibiydim Sinir bozucu bu sese tahammül zordu… Krapp’ın bantları gibi tek düze yaşanıyordu hayat Ve inadına tablodaki kadın kadar güzeldi Leyla… Güzeldim aslında… Sarışın da değildim ama bu saflık, nereden kaynaklanıyordu acaba? Herkese yetiyordu da sözüm, İş kendimi kandırmaya gelince tükeniyordum yalnızlığımda Kalabalıktım ama yalnızdım aslında Saatin sarkacı yoktu ama sallanıyordu aklımda Resmi geliyordu önüme, ardıma Bu sarkaç sinirlerimi bozuyordu Ve korkuyordum aslında, bir gece vakti, öylesine bakar olmaktan sarkaca… Elif SOLAK

KAPI GICIRTISINDA AŞK

Bahar rüzgarında, sersem bir kapının gıcırtısı Ve o kapının gıcırtısında aşk, oynamaya dalmıştı… Ya kapı olmasaydı? Ve ya rüzgar bıraksaydı sersem gibi davranmayı Oradan oraya esip savurmayı bıraksaydı… Kapı gıcırdamasaydı ya da hiç aralanmasaydı… Yarım kalmamak adına başlamasaydı yeni olan eski şeyler Tanıdık bildik ezberler başlamasaydı Her şeye rağmen yine de yarım kalsaydı O da öyle geçip gitseydi, cesur ama yorgun kadının yüreğinden… Ya da… Ürkek bakışlı, cesur kadın Keskin bakışlı, korkak adama anlatsaydı aşkını Ve adam dinleseydi, anlamadan olanı biteni Yine de cevap verseydi ürkek bakışlı kadına Ve ilginçtir, bu cevap kadını memnun etseydi Ne değişirdi? Yarım kalmışlığı tamamlasaydı saçma ve sahte bir sevgi Sana, bana inat salınsaydı sokaklarda Adam sevmiş mi olacaktı kadını? Ya da kadın, tatmin olacak mıydı böylesine sevilememekten? Şimdi sana bana inat olacak diye Anlamsızca salınmak sokaklarda Keskin bakışlı adamın anlamsızlığına yakışır mıydı? Ve cesur kadının farkındalı...

GÜN

Sıkışık bir kimlikte, aynaya bakmaktan ürkmüş çirkin bir kadının, tek derdi, ağlatmak olan  ayyaş bir adama duyduğu tiksinti kadar yorgun bir gün... Elif SOLAK

KÜF

Gidenin ardından yas tuttuğunu sanan canlı bir cenaze hayat! Bundan sonra duyduğum her söz biraz küf tadacak... Bir ihtiyarın paslı dişlerinden sızan çamurlu nefesi aktaracak günahları bir adım ötem var artık bir adım var saklanacak bir adım var aslında atılacak ne kadın olurum artık ne de bu çocuksu ruhu taşır bedenim sualsiz sohbetlerde, dem vurulmuş nüktelerde gizlenmeliyim sen olmayı başaramadım ben olmayı becerebilmeliyim artık... Elif SOLAK

KADIKÖY’DE AŞK ACISI

Kadıköy’de bir çingenenin kirli elinde fal İstemem diyor para, bana bir adını bağışla. Korkma, adını almam asla. Kadın veriyor çingeneye adını Birde siftah parası Akşam olmuş altı… Kadının gözleri çingenenin dudaklarındaki sözlere takılı Bir umut oldu kirli elin sahibindeki lakırdı. Kadın, gözleri dolu dolu bekler dudaklardaki kıpırtıyı Kırmışlar kalbini kadının, Çingeneden bekler medetini, hayatının. Oysa çok değildi, o adamla el eleydi Yine Kadıköy’deydi. Sözde bir sevginin kollarında eriyip gitmekteydi. Adamın söylediği her söz, ne yazık! Aşk gibiydi... Kadıköy’de bir akşam vakti başlamıştı her şey Hızla ilerdi… Tutulamayacak sözler verildi. Sözlerin tutulamayacağı sonradan öğrenildi. Bütün bu olanlara bir tek Kadıköy şahitti. Son nokta için o bile istenmemişti... Halbuki kadın, Kadıköy’ü severdi. Adam isteseydi, kadın onu da severdi. Kadının kalbi sevmeye elverişliydi. Kalbe düşen sızı, gözyaşları ile eriyebilir miydi? Kadıköy’de bir akşam, Çingene, sevdiğinden ayrı düşmüşsün dedi ...