Kayıtlar

On emir

On emir Sus Bakma Sevme Oy ver Gezme Dinleme Koyver Yazma Vergi ver Öl...

Akıl Hastahanesinin Günlüğünden... 5

Her zaman ki gibi. Bazen, tekrar yeniden başlamak gerek hayata. Nerede? Kiminle? Nasıl olacağı hep meçhuldür. Yeni anne, yeni baba ve yeni kardeşlerimizi tanımadık hala. MFÖ'nün parçası gibi. Tam ortasındayız hayatın. Uzaktan birisinin izlediği ise, bir arpa boyu yol katedemediğimizdir.n Benim için özellikle o gittikten sonra, her şey durdu zaten. İğne ucu ile kazıyarak gelmiştik birbirimize oysaki. Nedense hiç anlamadığım bir şekilde koşarak uzaklaştı, onunla birlikte yeni bir hayata başlamak isterken. Şimdi ise, kurmak istediğim hayatta, aynı insanlar arasında, farklı bir ben olmaya çalışıyorum. Görsel sanatlar yapısı olunca zorlanmıyor insan. Ama bu durum çokta sevimli değil. Çin prensesi için kurduğun bir ülkede, kendi yalnızlığım ile halkın arasında gezen Hun imparatoru gibiyim. Küçülüp bonzai ağaçlarına asmak istedim kendimi. Lakin kafamın üzerindeki konuşma baloncuklarının altında kalma korkusu üstün geldi. Şu öğrendim. Aşk her yerde. Benim için şarap kadehinde yaşayan bir b...

Ona..

Elime kalemi alıp boş boş bir şey yazmadığım zamanı bile özlemişim. Senin gibi her an depresyona girebilecek bir kaç kelime mırıldanıyor kalemim kağıda süzülen mürekkebinde. Hüzünlü de hissetsem, seninde aynı hüznü hissetmelerini sevdiğini bilmem sevdiriyor seni bana. Bir birine sonuna kadar açık ama konuşamayan iki melankolik aşığız sanırım. Karakter arkası kişiliklerinde, konuşmadan, mimikleri le anlaşan insanların sahte zaman çalımları, bizsizliği işleyen işçilerin ta kendisi. Sonuçta bu oyunu izlemeyi biz istedik. Anlamaya çalışıyoruz belkide hala... Belkide onların süpervizörleriyiz. Rahatsız olsak da hala izlemekteyiz. Belkide aşkın yaşanamayacak mükemmeliyetini bozmamak için uzak duruyoruz hala. İkimizde biliyoruz ki kalbimizin hüzün köşelerinde biz varız. Son bir ricam var senden. Düşünsene. Sevinçlerimizin kalp gıdaklamalarını...

Su altında Paranoya

Pişirilmekten son anda kaçan, hala tereyağı kokusu üstünde bir balığım. Okyanustakilerin iyi ki insanlar kadar değişik tat zevkleri yok. En azından bunu beni yiyecek olan balığa alıştırmamak için, bir an önce gidip bataklık banyosunda bu kokudan kurtulmalıyım. En yakın arkadaşım olan köpek balığı, daha önce yediği insanlarla bu kokuyu tatmış ve sevmiş midir acaba? Benim ben olduğumu anlayana kadar yemiş olur ki beni. Tanrım bu insanlar gerçekten bir farenin laboratuvar deneyi. Tereyağıda neyin nesi ya. Çürümüş yosundan beter kokuyo. Hızlı hızlı yüz şapşal. Kalamarlar için ne zaman iftar vakti acaba? Gerçi onlar beni yemez. Yoksa yerler mi? Yoksa bu tereyağ kokusunun insanlardan geçtiğini anlarlar ve intikam almak için istiridye ateşinde beni çöp şiş yapar çevirirler mi? Çöp şiş ne be? İnsanlardan kalma bi kelime olması lazım. Jargonumda yoktu benim. Tanrım, bu insanları kandırmanın en basit yolu; siz en zeki varlıklarsınız demek. Bunları da böyle kandırdığını söyleme sakın? Yine mi ayn...

Ufoya Mektup

     Bu dünyada suçlu, suçlu olduğu kadar güçlü, güçlü olduğu için haklı olduğunu iddia eden insanlar var. İnsani yaşam alanı tükenen bu gezende yaşamak artık çok mümkün değil. Hayatımı sürdürebileceğim alternatif gezegenler arıyorum. Hayati sığınma hakkı isteyen canlıları kabul eden bir biriminiz varsa, bu mektubu öne almasını rica ederim.      İstediğim deniz kıyısında küçük bir kasabada hani nasipse kız evladı. Annesi mi, mümkünse başka bir evrenden. Ayrıca beni kabul ederseniz size insanlarla ilgili bilmek istediğiniz her şeyi anlatırım. Öğrenme iştahınız kaçar, onları korkutmaktan vazgeçersiniz. Ne zaman atmosferden geçseniz, bir kaç gün olay oluyor.      Bu arada yanıma almak istediğim bir kaç özel eşyam var. Dayımın seneler önce hediye ettiği Lubitel 2 fotoğraf makinem, seneler önce boynumda iken parçalanan yıldız, şimdi kullandığım kolyem, güneş gözlüğüm ve rastalarım. Daha da varda beynim eror veriyor. Yazmak şu anda çok sıkıntılı....

Marş

İki kuruşluk hayatımızın, tamamını harcayabilecek kadar zenginiz. Kimileri el altından harcadıkları paralarını göstermeseler de gören göz vardır elbette. Kontağı çevirmek için anahtara nasıl gerek yoksa, bilmek içinde illa da şahit olmaya gerek yok. İnsanların en büyük problemleri olmak istedikleri gibi davranamamaları. Benim ise en büyük problemim insanları kendi haline bırakmamaları. Paradoks içerisindeki ben miyim? Yoksa insanlar gerçekten düşünebilen birer varlık oldukları için çok mu problemli anlamadım. Bazı insanlar için Tyler olma amacı içerisinde değilim. Ama nedense bazen kendimi bir hayal ürünü gibi hissediyorum. Gerçekte mi yaşıyorum, yoksa gerçeği mi değiştirmeye çalışıyorum anlamadım. En son büyümeyi hangi yaşımda bıraktım bilemedim. Büyümek için marşı ben çevirmedim gibi büyümeyi bıraktığım bir kontağı kapama eylemi de yoktur.Ben sadece olanları izlemeye çalışıyorum. Filmin konusunu anladığım zaman ya ölmeden önce bir şeyler yazar bırakırım yada bir film çekmek kısmet ol...

Yaşlanmak veya Yaşlılık

     Hayatımızı izlediğimiz ilk gün, evet ben yaşlandım diyebiliriz. Ölmeden önce geçen o film şeridi ise kısa filmcilere ve yaşlanmadan ölenlere has bir bonus. Sallanan sandalyenize oturduğunuzda ( Nedense yaşlılık ile ilgili hep bağdaştırırım bunu) izlemekten zevk alıyorsanız bazı şeyleri doğru ve doygunluk ile yapmışsınız demektir. Korku her insanda vardır. Bilmediği korkutur insanı ama ölüme doğru gittikçe dizleriniz titriyorsa ve hayata yüzünüze bir gülücük bırakacak kadar değer katmadıysanız, Hoş çakalın.Bir Tanrı ve onun yarattığı cennet ve cehennem olmasına gerek yok. Bilimsel bir gerçektir. Beyin ölmeden önceki son karesini tekrar eder.?! Sinirsel faaliyetlerini kaybetmiş bir hücre yapısı nasıl olur da tekrar edebilir? Neyse ergen soruları sormak değil amacım. Kısaca ölüm bir kapıdan geçiştir.      (Stand Up Guys filminden Al Pacino'nun, Noah Haidle'nin kelimelerini dile getirdiği sahneden) "İnsan iki kere ölür, birincisi ilk öldüğü zaman, ik...